MUHİP’imize…
Yıllardan 1983 aylardan Eylül…
Okul başladığında geçici olarak yerleştirildiğimiz laboratuvardan bozma yüksek tabureli dersliklerde başladı Muhip’le hayat yolculuğumuz. Sonra sadece hazırlık ve orta 1. Sınıfların okutulduğu o sapsarı renkli yeni binaya yerleştiğimiz günlerde daha da yakından tanıdık Muhip’i.
Tahir Çabuk, Esin Ünlüsoy ve Hasan Işık üçlüsünün girdiği Almanca derslerinde, sıranın altına yerleştirdiği şemsiyesini vites gibi kullandığı, diğer elinin sürekli hayali bir direksiyonda durduğu, içinden daima bir şarkı mırıldandığını, sesini duymasak bile anlayabildiğimiz zamanlarda…
Kocaman gözlüklerinin ardından çevreye sakin ve ben her şeyi zaten biliyorum olgunluğuyla baktığı, teneffüs zili çaldığında binanın önündeki ağaçlık alanda elimizdeki çivileri ıslak toprağa saplayarak oynanan oyunu bir mühendis edasıyla oynadığı, komik bulduğu şeylere katıla katıla güldüğü, gülünce gözlerinin yumuk yumuk, yanaklarının kıpkırmızı olduğu günlerde… Muhip, bazılarımızca ve bazen de Münip, ile beraber güldük eğlendik Ceyar’ın, Muhlis’in derslerinde. Kendi yazdığımız tekerlemeyi beraber söyledik; Herkert-Moser-Durst…!!! üçlüsünün derslerinde… Tam 7 sene boyunca hem de…
Sonra… Sonra hepimiz büyüdük. Mezun olduk, farklı yerlere savrulduk. Muhip de pek çoğumuz gibi hayallerinin peşinden gitti. Minicik yaşında tutkuyla bağlandığı hayallerinin hem de…
Öyle ki, yıllar sonra onu hem çok iyi bir makina mühendisi hem de Rallici olarak gördüğümüzde hiç şaşırmadık. Hep hayal ettiği ve bizim de beklediğimiz yerdeydi çünkü… Muhip bizi hiç bir zaman şaşırtmadı, hayal kırıklığına uğratmadı, hayat içinde. Hep kendinden bekleneni ve kendine yakışanı yaptı. Ta ki 40 yaşına gelene kadar…! O hâlâ kendi adına düzenlenen Ralli Şampiyonalarında ve her bir araya geldiğimizde araya mutlaka sıkıştırdığımız güzel anılarımızda yaşıyor…
7 sene boyunca, sonrasında tüm hayatımızın merkezinde olacak olan, BAL’ı birlikte yaşadık tüm sınıf ve dönem arkadaşlarımızla.
En çok sevdikleriyle bile bu sürenin çok daha azında sorunlar yaşayan biz insanoğulları, arkadaştan – kardeşten öte olduklarımızla o zaman kocaman bir ömrü, şimdi bakınca da çok kısaydı dediğimiz yıllarımızı paylaştık. Acıyı, tatlıyı, mutluluğu ve hüznü… Hayatımızdaki ilklerin başladığı yılları…
Üzerinden bunca zaman geçmesine rağmen birbirinden hiç ayrılmayan kocaman bir ailenin bir ferdiydi Muhip de, halâ da öyle…Her buluşmamızda, her görüşmemizde, yapılan her etkinlikte…yani BAL 90’ın adının geçtiği her mecrada o da var. Hep var, hep olacak…
Biz Muhip’imizi hep anımsıyoruz, çünkü biliyoruz ki; ölmek unutulmak değil, unutulmak ölmektir…

